5. BAŞLIK
5-Yeniden yapılanmanın örgütsel zemini
Türkiye Devrimci Hareketinin yeniden yapılanması kaçınılmaz olarak; iki temel görevle yüz yüzedir, toplumsal muhalefetin birliği sağlama ve “örgütçülerin örgütsüzlüğünü” aşmak. Her biri geçmişte defalarca kere denenmiş başarılı başarısız deneyimler bırakmış, iç içe ve eş zamanlı mücadele edilmesi zorunluluğu olan görevler yeniden yapılanmanın da örgütsel ayaklarını oluşturmaktadır. Esas olarak toplumsal alanda inşa edilecek örgütsel boyutlar;
- Ezilenlerin Tarihsel Blokunun inşası hedefine bağlı olarak, toplumsal muhalefetin birliğinin sağlamak amacıyla bir Barış ve Demokrasi Cephesi kurulması,
- Böylesi bir cephenin örgütlenmesi taktik hedefiyle yapıların ve çevrelerin asgari düzeyde koordine olmaları; Devrimci, sol, sosyalist güçlerin koordinasyonu,
- Hareketin yeniden yapılanmasının nihai hedefi olarak birleşik mücadele pratiğinin yaratacağı iç dönüşüm üzerinden Devrimcilerin Birliğini sağlayacak bir kongre/kurultay sürecinin işletilmesidir.
Bu başlıkların iç içeliğini ve her birinin kendi özgünlüğü olduğunu gözeterek; demokratik çalışmaya devrimci ölçüleri, devrimci faaliyete demokratik alan tarzlarını dayatmadan ve bunları karşı karşıya getirmeden yürütülecek birleşik bir görev olarak ele almak zorunludur.

– Barış ve Demokrasi Cephesi;
Demokrasi güçlerinin tekil olarak kendi mevzilerinde yürüttükleri mücadelelerini birleşik bir zeminde güçlendirmek ve saldırılara karşı çoğunlukla protesto düzeyinde kalan eylem birliklerini, kalıcı bir kurumlaşmayla 3. Kutup dinamiklerinin bağımsız hattı ve temsiliyetini inşaya yükseltme hedeflidir. Böylesi bir cephe; güncel ihtiyaç olan barış ve demokrasi mücadelesinin toplumsallaştırmasına hizmet edebileceği gibi, Kürt sorunu ve demokrasi sorununun toplumsal muhataplarıyla istişare yoluyla, çözümün de toplumsallaştırılmasına katkı sunacaktır.
Uzun süredir yakıcı bir ihtiyaç olan cephesel örgütlenme; emek, kadın, gençlik, ekoloji, halklar ve inançlar gibi toplumsal alanlarda kimi ortaklaşma girişimleri olmasına rağmen demokrasi güçlerini bağımsız bir eksende birleştirecek düzeye ulaşamamıştır. 2000’lerden itibaren, 2013 Gezi ve 7 Haziran 2015 seçimlerine dek toplumsal muhalefetin genişlediği süreçlerde, demokrasi, emek, barış ve ekoloji mücadelesi alanlarında çeşitli koordinasyonlar ve birleşik örgütlenme adımları atıldı. Özellikle Gezi İsyanı sonrası ortaya çıkan dinamikleri yan yana getirme ve birleştirme hedefiyle çatı örgütler kuruldu. Emek, Demokrasi Platformları, yerel dayanışma ağlarını birleştirme adımları, Demokrasi İçin Birlik Platformu (DİB)’in Demokrasi Konferansları ve Hayır Meclisleri çalışmaları, Haziran Hareketi’nin meclis modelinde yürüttüğü toplumsal örgütlenme pratikleri bunlara örnektir.
Bu modellerin en geniş kesimlere ulaşan ve önemli siyasal sonuçlar üretebilen örneği ise, Kürt Özgürlük Hareketinin yükseliş dönemlerinin ürünü ve batıdaki demokrasi güçlerini de kapsayan bir örgütlenme olarak; Halkların Demokratik Kongresi (HDK) olabilmiştir.
HDK beş eksende kadın, ekoloji, emek, halklar ve inançlar başlıklarıyla toplumsal alanı temel alan perspektifi, kongre ve meclis tipi örgütlenme anlayışıyla, Üçüncü Kutup dinamiklerine dönük en kapsayıcı fikriyat ve örgütsel modeli ortaya koymuştur. Çok çeşitli güçleri aynı çatı altında toplayabilen, ortak mücadeleye yönelten ve birlikte çalışma kültürü üretebilen HDK, şimdiye kadar kurulmuş en geniş birleşik mücadele zemini oldu. Ancak Gezi İsyanının harekete geçirdiği toplumsal dinamiklere dönük bir model olarak kurgulanmış olmasına rağmen, isyanının ortaya çıkardığı potansiyeli kapsamayı başaramadı. Soldaki örgütsüzlük ve dağınıklık nedeniyle yapıların HDK’de rolünü oynayamaması, KÖH’le yaşanan güç eşitsizliğinin getirdiği handikaplar, HDP’nin parlamenter alana doğru yarattığı vakumun etkisi ve faşizmin ağır saldırıları bu başarısızlıkta belirleyici oldu.
Elbette amaç değişmediğine göre araçların yenilenmesi, fikriyata ve mücadeleye bağlılığın göstergesidir. Örgütü politikanın önüne koymadan, toplumsal alandaki tüm örgütleri birlikte hareket ettirecek bir perspektifle geçmiş deneyimlerin izinden yürümek ve eksikliklerinden ders çıkartırken başarılarını ileriye taşımak sorumluluk gereğidir. Geçmiş ve güncel deneyimlerin kuruluş misyonlarını yenilemek ve Ezilenlerin Tarihsel Blokunun inşasını bu birikimlere yaslanarak yeniden kurmak halen demokrasi güçlerinin önünde yakıcı bir görev olarak durmaktadır.
Bu görevi yerine getirmenin mevcuttaki zeminlerinden birisi de yakın süreçte “Barış ve Demokrasi Cephesi” çağrısı yapan Demokrasi İçin Birlik Platformu’dur (DİB). Demokrasi güçlerinin, sol sosyalist parti ve çevrelerin geniş bir kesimini çatısı altında bulunduran DİB’in bu çağrısı, toplumsal muhalefetin birleştirilmesine katkı sağlayabilir. Buna devrimci hareket tarafından gereken karşılık üretilebilirse demokrasi güçlerinin sistem partilerine yedeklenmeden, bağımsız bir çizgide örgütlenebilmesine ve barış ve demokrasi mücadelelerinin birbirlerini tamamlar tarzda toplumsallaştırılmasına hizmet edebilir.
Geçmiş Deneyimlerden Çıkartılacak Dersler
Kurulacak herhangi bir cephenin; partileri ve seçim ittifaklarını aşan nitelikte ve toplumsal alanda örgütlenmesi gerektiği deneyimlerin çıkartılacak en net sonuçtur. Gezi isyanı ve 19 Mart kitlesel hareketleri aynı toplumsal çelişkilerden kaynaklanan, kitlelerin bağımsız hat ve örgütlülük arayışlarının ifadeleridir. Bize özgün olmayan bir gerçeklik olarak; kapitalizmin krizi ve faşizmin giderek yaygınlaşmasıyla temsili siyasetin zayıflaması, parlamento, sendika gibi kurumların içinin boşalmasına ve kitleleri taleplerini sokakta ifade ettikleri doğrudan siyaset yapmaya yöneltmiş; toplumsal hareketlerin hemen her coğrafyada yaygınlaşmasına ve kalıcı mücadele biçimi haline gelmesine yol açmıştır.
Kır kent yoksullarının isyanlarıyla oluşan toplumsal hareketler sınıf mücadelesinin güncel araçlarından birisi haline gelmiştir. Temsili siyaset alanının daralması toplumsal hareketlerin parti formunu aşarak, sokakta kurulan meclisler, dayanışma ağları vb. yeni örgütlenme formlarını geliştirmesine ve toplumsal meclis sayılacak özyönetim girişimlerinin yaygınlaşmasına yol açtı. Benzer biçimde üretim süreçlerinde yatay ve dikey parçalanmaya uğramış işçi sınıfı da sendikal zemini aşan sektörel dayanışma ağları gibi yeni örgütlenme formları geliştirmiştir.
Gezi İsyanı’nın çıktığı coğrafyada ve Devrimci Hareketinin mücadele geleneğini tümüyle toplumsal alana dayanıyor olmasına rağmen yapıların çoğunlukla parlamenter alana yığılması, yaşanan örgütsel ve siyasal daralmanın temel nedenlerinden birisidir. Tutarlı bir antifaşist mücadele bakımından kitlelerin seçmenlik sınırına hapsedilmediği, meclis tipi toplumsal örgütlenmelerle özneleştirilerek yerel iktidar gücüne dönüşebilecekleri modeller öncelikli olmalıdır. 19 Mart sonrası ortaya çıkan kitle hareketi, parti üyeliğine sıkıştırılmadan, kendi özgünlüklerini koruyabilecekleri toplumsal örgütlenme modelleri ile gelişebilir. 1 Mayıs’ta gençliğin üniversite pankartları altında kendisini ifade etmesi de bu arayışın göstergesidir.
Barış ve Demokrasi Cephesi’nin başarısı, parti ve kurumların merkezde karar alıp yerelleri görevlendirdiği yukarıdan aşağıya bir işleyiş tarzında değil, yerellerden başlatılacak konferanslarla aşağıdan yukarı doğru örgütlenmesi ve yerellerin özerkliğini esas almasıyla mümkündür. Böylesi bir kuruluş tarzı cephenin çeşitliliğini ve demokratik niteliğini koruyacağı gibi örgütsel kalıcılığının da güvencesi olacaktır.
Kadınların; Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kent- kır emekçilerinin, gençlerin, öğrencilerin, ekolojistlerin, LGBTİ+ bireylerinin, yaşam tarzını korumaya çalışanların ve tüm toplumsal kesimlerin kendi taleplerini yerellerde istişare ederek şekillendirmesi demokrasi mücadelesinin pratikleştirilmesi anlamına gelecektir.
Halen birçok yerelde etkin olan il /ilçe Emek Demokrasi Platformları ve yerel dayanışma ağları cephe örgütlenmesinde önemli bir misyon üstlenebilir. Türkiye çapında yüzden fazla yerelde etkin olan bu platformlar çeşitli düzeylerde varlıklarını sürdürmekte ve demokrasi güçlerini ortaklaştıran merkezi bir konumda durmaktadır. Siyasi gündemlerde kendi özgünlüklerine göre eylem birlikleri olarak etkinlik yürüten bu platformlar, siyasetin toplumsallaştırılmasının en önemli birleşik zeminleri konumundadır. Gezi sürecinde hızla yaygınlaşmış fakat, faşizmin on yıldır sürdürdüğü saldırı dalgaları yerel iktidar odakları olma yönünde gelişimleri engellemiş ve eylem birlikleri düzeyinde kalmalarına ya da pasifleşmelerine neden olmuştur. Ancak Barış ve Demokrasi cephesinin aşağıdan yukarı işletilecek kuruluş süreci, bu platformların doğal gelişimlerinde ilerlemesine ve hızlıca meclisleşerek kurumsallaşmalarına olanak sağlayabilir.
– Devrimci, Sol, Sosyalist Güçlerin Koordinasyonu;
Yeniden yapılanmasının diğer önemli ayağı devrimci sol sosyalist güçlerin koordinasyonudur. Bu tarz bir koordinasyon hem toplumsal muhalefeti birleştirecek bir barış ve demokrasi cephesinin kurulabilmesinin ön koşuludur, hem de “örgütçülerin örgütlenmesi” bağlamında başlangıç adımıdır. Hemen her yapının antifaşist mücadele kapsamında farklı isimlerle de olsa “demokrasi koalisyonu, demokrasi cephesi, antifaşist cephe vb.” çağrıları vardır. Bu çağrıların çağrı olarak kalması bir türlü vücut bulamayışı çağrıların yanlışlığından değil, devrimci, sol, sosyalist örgütlü yapı ve çevrelerin bir ortak iş bölümü ve taktik disiplin içinde koordine olarak sürece sahip çıkmamaları nedeniyledir. Böylesi bir koordinasyonla örgütsel yükü üstlenilmeden, yapılan ittifak ve cephesel girişimler ne derece yaygın ve etkili olursa olsun çağrı düzeyinden öteye gidememiştir.
Devrimci sol sosyalist güçler; Haziran Hareketi, DİB, HDK, merkezi emek demokrasi platformları, halen sürdürülmekte olan çeşitli ittifaklar ve eylem birlikleri dikkate alınırsa, oluşturulacak bir koordinasyonun nasıl inşa edileceği ya da edilemeyeceği konusunda fazlasıyla birikime sahiptir. Faşizme karşı demokrasi güçlerinin birliğini sağlayacak bir cephenin inşası için, yapıların bir taktik disiplin içinde koordine olmaları önünde subjektif yaklaşımlar dışında engel yoktur. Her yapının gücü oranında inşasından sorumlu olacağı böylesi bir koordinasyon girişimi, 19 Mart sonrası toplumsal yükselişe devrimci hareket cephesinden verilebilecek en tutarlı karşılık olacaktır.
Sınıf savaşının geldiği seviyede az sayıda gücüyle sonuç alıcı siyaset üretebilme koşulu olağanüstü daralmış ve ölçek sorunu hayati nitelik kazanmıştır. Mücadeleyi ileriye taşımak amacında olan her devrimci yapı etkili, çok yönlü, çok boyutlu ittifak politikalarını sistematik olarak geliştirmek zorundadır. Cephe ve koordinasyon adımlarının bütünlüklü olarak ele alınabildiği durumda; güç yetmezliklerini aşma ve devrimci hareketin tüm potansiyellerini harekete geçirme konusunda doğrudan katkıları olacağı gibi, büyük oranda erozyona uğramış devrimci dokunun yeniden inşasında belirleyici bir rol üstlenecektir. Yeter ki her devrimci, hareketin sorunlarına parti/örgüt prizmasını aşan bir gözle bakıp, gücü oranında bu sorumluluğun altına girebilsin.
Bir kırılma anına doğru hızla ilerliyoruz. Rejimin sıkıştığı zor parantezinde katastrofik bir kırılma yaşaması ihtimali giderek artıyor. Uluslararası konjonktür, bölgesel savaşın yarattığı zorunlu dengeler, iktidara günü kurtarma ve yaptıklarının üstüne yatma fırsatı veriyor ama siyasal ayağındaki çürüme ve moral üstünlüğün artık çoğunluk olan muhalefet safına geçmiş olması, kitlelerin iktidarda gördüğü her sallantıyı harekete geçme ve sokağa çıkma sinyali olarak göreceği bir döneme girdik.
Toplumsal hareketin bu dönemde ihtiyaç duyduğu örgütlülükler hayata geçirilebilirse, rejimin her tökezlediği mevzide demokrasi güçlerinin yeni bir kazanım elde edebileceği ve mücadelede faşizme karşı kaybedilen mevzilerin tek tek geri alınabileceği yeni bir yükseliş dönemine geçebiliriz. Fakat bu irade gösterilemez ve mevcut dağınıklık aşılamazsa; kitle hareketinin her yükselişinin solun parçalı labirentleri içinde dağılarak sönümlenecek ve adım adım burjuva siyaset ekseninin seçmenlik düzlemine doğru geriye çekilecektir.
– Devrimcilerin birliği;
Devrimci hareketin yeniden yapılanmasının en stratejik ve tarihsel gündemi; devrimcilerin birliğini sağlamak amacıyla bir kongre kurultay sürecini işletmek, mücadelenin her mevzisinde başlatılacak tartışmalarla yürütmek, buna kesintisiz bir görev olarak sahiplenmek ve hareketin en güvenilir kadrolarının bu sürece dahil olmasını sağlama görevidir. Bu görev ancak toplumsal mücadeleler içinde gerçekleşebileceğinden hareketle cephe ve koordinasyon gibi dışa dönük boyutları örgütlerken, esas olarak devrimci hareketin yeniden yapılanmasına öncelikle kendisinden başlaması, kolaycı çözümlere kaçmadan, bütünsel ve eleştirel bakarak, birleşik mücadele anlayışıyla ve devrimci dokuyu gözeterek bir iç dönüşüm gerçekleştirmesi gerektiği açıktır.
- Kolay çözüm yolları bulunmuyor. Mevcut yapılar arasında yapılacak kendinden menkul tasniflerle devrimcileri diğerlerinden “ayrıştırarak” yapılan kolaycı çözümlerin karşılığı yoktur. Kimi 1 Mayıs değerlendirmelerinde gördüğümüz gibi, mücadele biçimlerini, alanları, tarzları karşı karşıya getiren, devrimcilik tanımını subjektif kıstaslara indirgeyen yaklaşımlar, faşizme karşı mücadelenin bütünsel karakterini, her mücadele biçiminin meşru olduğu gerçeğini göremediği gibi; faşizme karşı birleşik mücadeleyi zaafa uğrattığını farketmiyor. Sorun mevcut yapıları ayrıştırarak değil tam tersine birleştirici bir yaklaşımla; çeşitli sapmaları da bünyesinde barındıran devrimci hareketin bütünsel sorunlarının örgütlü/örgütsüz devrimciler tarafından nasıl çözülebileceği ve sadece güncel olanın değil yarım asırlık tarihselliğiyle ilişkilerini kurarak ele almayı zorunlu kılıyor.
- Mevcut gerçekliğimize bütünsel ve eleştirel bakma zorunluluğu; Devrimci harekette herhangi bir yapı politik ve örgütsel bakımdan sistematik olarak genişleyen bir çizgi izleyebilseydi her devrimcinin tereddüt etmeden o yapıda/oluşumda yer alması gerekirdi. Ne var ki böylesi bir süreklilik gösteren çizgiden değil; hemen her yapının kendi ölçeğinde bir dönem, bir taktikte veya bir alanda geçici başarılar sağlayabildiği ama neredeyse yarım asırdır bütün olarak gerilemenin durdurulamadığı bir gerçeklikten söz ediyoruz. Tekil başarılar bütünsel gerilemeyi telafi edememiş ve devrimci hareketin bütününü kapsama ufku giderek silikleşerek, kendini var etmeye çalışan grupsal bir devrimcilik anlayışının hâkim olmasına ve birbirine siyaset yapan bir tarza yol açmıştır. Grupçuluk sözü edilen gerilemenin tezahürüdür. Tüm yapılar aynı antifaşist cephe çağrısı yapıyor olmasına rağmen en küçük pratik adım bile atılamaması, protesto temelli eylem birliğinden ve birlik/ ittifak konularında genel geçer söylemlerden bir adım öteye gidilememesi, bu yapısal gerçekliğin içinde hapsolmanın sonuçlarıdır.
- Örgütsel çoklukta birleşik mücadele yürütebilmek; Devrimci, sol, sosyalist hareketteki çok sayıda parti örgüt ve çevrenin olması bir yandan birleşik siyaset yapma kapasitesindeki eksikliğin göstergesi olduğu gibi, diğer yandan toplumun demokrasi ve sosyalizm isteyen kesimlerin giderek artan çeşitliliğinin göstergesidir. Bu çeşitliliğin ille de tek tip örgütsel formda ya da tek parti altında birleştirileceği anlayışı dar bir bakıştır ve bugüne kadar da sonuç üretmemiştir. Kapsayıcı bir kolektivite anlayışı ve çeşitlilik içinde birliği sağlayabilme görevinin, hareketin yeniden yapılanmasının özgün görevi olacağı açıktır.
Örgütsel çokluk tarihsellik içinde “aşılması gereken sorun” olduğu kadar, doğru kavrandığında birleşik mücadelenin zenginliği haline de getirilebilir. Mevcut gerçeklikte yerellerde meclisler merkezde ise birleşik örgütlenmeler üzerinden bu çeşitliliği kapsayacak kolektif formlar inşa etmek mümkündür. Devrimci hareketin 40 yıllık pratiği, coğrafyanın tarikat geleneğini aşmanın ve modern sınıf kolektivitesini yaratmanın ne kadar güç olduğu ve salt bu nedenle ne kadar ağır bedelleri ödemek zorunda kalındığının örnekleriyle doludur. Türkiye Devrimci Hareketinin bir döneminin kapandığına ve yeni bir döneme geçmek zorunda olduğuna dair örgütsel eşik; geçmiş döneme damgasını vuran bu dar grupçu tarzın artık sürdürülemez oluşunda ve mevcut çoklu yapının ancak birleşik mücadeleyle harekete geçirilebileceği gerçeğinde görülebilir.
- Devrimci dokunun yeniden inşası sorunu. Hareketin yeniden yapılanmasında devrimcilerin birliği en önemli başlıksa, bunun belirleyici koşulu da devrimci dokunun yeniden inşasıdır. Devrimcilerin birliği ancak devrimci ilke ve değerlerin birliğinin sağlanmasıyla mümkün olabilir bu bağlamda “devrimci doku”; yalnızca bir metafor değil, hareketin etik politik özünü ifade eden, ölçülebilir nitelikleriyle devrimciliğin değerler bütününü tanımlayan, tarifini yapan ve devrimciler arasındaki ilişkinin ilkelerini belirleyen ortak ideolojik çerçevesidir.
Son 40 yıl, neoliberalizmin ve postmodernizmin ekonomik sosyal siyasal ve ideolojik saldırılarının, toplumun sadece mücadele değerlerini değil, geleneksel değerlerini de çözerek, bireyciliği, çıkarcılığı hakim kıldı. Toplumsallığını yitiren bütün özgünlükleri metalaştırılarak atomize edilmiş insan tekini; yalnızca parçalanmakla kalmadı, faşizmin her coğrafyada yaygınlaşmasıyla güç fetişizminin gönüllü kölesi haline getiriliyor. Toplumsal çürüme bu sürecin mantıksal sonucudur.
Toplumsalı kuşatan çok boyutlu saldırıların devrimci hareketi de etkilemesi kaçınılmazdı. Sadece niceliksel değil, niteliksel bir gerileme yaşanmış; devrimci değerlerin ortak anlamlarını yitirdiği, değerlerin keyfî biçimde yeniden tanımlandığı, en bayağı tutumların örgütsel çıkarlar perdesi altında meşrulaştırıldığı bir “anomali hali” ortaya çıkmıştır. Mülkiyeti ve iktidarı toplumsallaştırma hedefiyle yola çıkan yapıların en küçüklerinde dahi kendini gösteren, “hikmetinden sual olunmaz” bir hiyerarşi ve her şeyi kendinde merkezileştiren bir “devletleşme” eğilimi sıradanlaşmıştır. Dolayısıyla sorun yalnızca örgütsel zayıflık değil, devrimciliğin değer ve ilkelerindeki belirsizleşme, anomali durumdur.
Bu anlamıyla ilkeleri yeniden devrimcileştirmek mücadelenin sonucu, yan ürünü olarak değil, devrimci hareketin yeniden yapılanmasında başlangıç adımı olarak görme zorunluluğu vardır. Bu işçi sınıfına ya da topluma karşı bir sorumluluk olmaktan önce esas olarak devrimci hareketin iç dönüşümüne, değişimi kendisinden başlatacağı bir sürece işaret eder.
Devrimci dokunun yenilenmesinde birbirine siyaset yapmanın, dar grupçuluğun, nicelikçiliğin, bayrağı en öne taşıma çabasının aşılabilmesi ve geleceği inşa edecek birleşik mücadelenin etik politik ufkunu tanımlayabilmek bakımından geçmişe yeniden ve farklı bir gözle bakmak gerekir. Mahir Çayan’ın Deniz Gezmiş’i idamdan kurtarmak için kendisini ve örgütünü feda etmekten çekinmeyen tutumu ve onun içerdiği değersel nitelik bugünün dar grupçuluğunun kaynağı olamaz, onlar ve ardından hayatını mücadeleye veren on binlerin eylemlerinin açık vasiyetleri devrimcileri birliğe ve birleşik mücadeleye davet ediyordu. Devrimci hareket yeni dönemini bu tutumun işaret ettiği değersel çerçeve üzerine kurmak zorundadır.

Birleşik Siyaset